Ketojenik diyet & sağlık
Ketojenik Diyetin Obezite Üzerindeki Faydaları

Ketojenik Diyetin Obezite Üzerindeki Faydaları

Obezite, hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkelerde önemli bir kronik hastalık haline gelmiştir. Ayrıca çeşitli kronik hastalıklarla da ilişkilidir. Dünya üzerinde her yıl yaklaşık 800.000 kişinin obezite ile ilgili hastalıklardan öldüğü tahmin edilmektedir. Düşük kalori ve egzersizle birleştirilmiş yağ alımı kullanılarak kilo vermek için kullanılan farklı yöntemler, uzun süreli kalıcı etkiler göstermedi. Yeni çalışmalar, çoklu doymamış yağ asitleri (ketojenik diyet) açısından zengin olan yüksek yağ diyetinin vücut ağırlığını ve çeşitli kronik hastalıklar için risk faktörlerini azaltmada oldukça etkili olduğunu göstermiştir. Ketojenik diyet ilk olarak 1920’de tanıtıldı. Bu diyette yağ / karbonhidrat oranı 5: 1’dir. Ketojenik diyet uygulayan obez hastaların ağırlığında anlamlı bir azalma olsa da bu diyet, karbonhidratlar açısından belirli bir seviyeye yükseldiğinde bunun tersi olmuştur.

Ketozis, vücuttaki yakıtın karbonhidrattan yağa değişiminin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Yağ asitlerinin, karaciğer tarafından eksik oksidasyonu, vücutta keton cisimlerinin birikmesine neden olur. Bir ketojenik diyet vücudu, bir Db-hidroksibutirat ve asetoasetat yükselmesi ile karakterize olan bir ketoz durumunda tutar.

Hafif ketozis ise insanlarda, açlık ve laktasyon sırasında ortaya çıkan doğal bir olgudur. Egzersiz sonrası ketozis, iyi bilinen bir fenomendir. Egzersiz sonrası oluşan fizyolojik parametrelerdeki değişikliklerin birçoğu, hızlı bir şekilde normal değerlerine geri dönmesine rağmen, dolaşımdaki keton cisimcikleri, kas aktivitesi durduktan birkaç saat sonra artar. Bireylerde düşük kan keton seviyesinin, uzun süreli ve aralıklı egzersizlerde, hipoglisemi gelişimine karşı koruduğu bulunmuştur. Ek olarak, ketozis açlığı bastırmada önemli bir etkiye sahiptir. Böylece ketojenik diyet, vücudun kalori alımında iyi bir düzenleyicidir ve açlığın vücuttaki etkisini taklit eder. Genellikle yüksek yağlı diyetlerin obezite, koroner arter hastalığı, diyabet ve kanser gibi diğer bazı hastalıkların gelişmesine yol açabileceğine inanılmaktadır. Bununla birlikte bu görüş, çoklu doymamış yağ asitleri yönünden zengin, yüksek yağlı bir diyet verilen hayvanlarda yapılan çalışmalara dayanmaktadır. Buna karşılık yapılan yeni bir çalışma, ketojenik diyetin obez hastalarda kalp sorunları için risk faktörlerini değiştirdiğini göstermiştir. Her ne kadar ketojenik diyetin, obez hastaların ağırlığını azaltmadaki etkisini inceleyen çeşitli kısa süreli çalışmalar yapılsa da obez deneklerde uzun vadeli etkileri bilinmemektedir.

Ketojenik Diyet İle Diğer Diyetlerin Obezite Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

Yakın zamana kadar tıp dünyasında ketozis, endişe ile karşılandı. Bununla birlikte beslenme araştırmalarındaki mevcut gelişmeler, bu tutumu azaltmıştır ve olumlu etkileri konusunda kamuoyu farkındalığını arttırmıştır. İnsanlarda keton cisimleri, glikozdan sonraki tek ek beyin enerjisi kaynağıdır. Bu nedenle keton cisimlerinin beyin tarafından kullanılması, insanlarda beyin gelişimine paralel olarak ortaya çıkan önemli bir evrimsel gelişme olabilir. Açlık sırasında hepatik keton cisimleri oluşumu glikoza alternatif bir yakıt sağlamak için gereklidir. Bu durum, kas tahribatını glikoz sentezinden korumak için gereklidir. Ketojenik diyet, anti epileptik ile anti obezite tedavilerinde klinik ve deneysel olarak etkilidir. Ancak, etkisinin moleküler mekanizmaları açıklığa kavuşturulmamıştır. Bazı durumlarda, ketojenik diyet, modern anti konvülzanlardan çok daha iyidir. Son zamanlarda ketojenik diyetin, çocukluk çağında yaşanılan spazmlar için de mevcut diğer tedavilere güvenli bir alternatif olduğu görülmüştür. Ayrıca ketojenik diyetin, bipolar hastalıkta bir duygu durum dengeleyici görevi görebileceği de bilinmektedir. Ketojenik diyet uygulayan deneklerde, beyin enerji profilinde faydalı değişiklikler gözlenmiştir. Bu, oldukça önemli bir gözlemdir. Çünkü serebral hipometabolizma, depresyondan veya maniden muzdarip olanların karakteristik bir özelliğidir. Ketojenik diyetin, protein fosforilasyonunun bazal durumundaki değişiklikleri tetikleyerek nöronlardaki sinyal iletimini etkilediği de bulunmuştur. Başka bir çalışmada ketojenik diyetin, beyinde gen ekspresyonunu tetiklediği de görülmüştür. Bu çalışmalar, beyinde, ketojenik diyetin etkilerini açıklamak için yeterli düzeyde kanıt sağlar. Epilepside, ketojenik diyetin mekanizmalarından biri kan ile beyin bariyeri içinden kolaylıkla taşınan ve bir keton gövdesi olan beta-hidroksibutiratın mevcudiyetinin artması ile ilgili olabilir. Bu düşünceye göre ketojenik diyet, hem beyin enerji yetmezliği hem de nöbetlerle ilişkili glukoz taşıyıcı protein sendromu ve piruvat dehidrojenaz eksikliği için tercih edilen tedavi yöntemidir. Yüksek yağlı diyet tüketimine karşı bir düşünce de bu diyetin, obeziteye neden olmasıdır. Bu bağlamdaki en büyük endişe, diyette kullanılan yağın yüksek bir yüzdesinin, kilo alımını daha fazla teşvik edip etmediğidir. Yağın, karbonhidrattan daha yüksek bir kalori yoğunluğuna sahip olması nedeniyle yüksek bir yağ diyetinin tüketimine daha yüksek bir enerji alımının eşlik edeceği düşünülmektedir. Aksine ketojenik diyet, obez hastalarda kilo azaltılması için bir terapi olarak kullanılabilir.

Şekerli bir diyetin, vücudun çeşitli kronik hastalıklarının kök nedeni olduğu bulunmuştur. Yakın tarihli bir çalışmada, şekerin yaşlanmayı da hızlandırdığı görülmüştür. Ayrıca bu çalışmada uzmanlar, yüksek glisemik yüke sahip bir diyetin, kardiyovasküler hastalıkların, belirli kanser türlerinin ve tip 2 diyabetin gelişimi ile bağımsız olarak ilişkili olduğunu belirtmişlerdir. Glisemik yük, yüksek glisemik indeksi olan farklı gıdaların diyetini ifade eder. Glisemik indeks, karbonhidratın alımını takiben glikoz seviyelerinin yükselmesinin bir ölçüsüdür. Bir karbonhidratın glisemik indeksine göre sınıflandırılması, koroner arter hastalıkları için geleneksel karbonhidrat sınıflandırma yönteminden basit veya karmaşık formlara göre daha iyi bir risk belirleyicisi olmuştur.

Yüksek karbonhidratlı diyetlerin, açlık plazma trigliserit konsantrasyonlarını arttırdığı ve HDL kolesterol konsantrasyonlarını azalttığı da oldukça açıktır. Bu değişiklikler artmış aterogenez ile ilişkilidir. Bununla birlikte, kısa süreli ketojenik diyetlerin, aterojenik dislipideminin özelliği olan lipid bozukluklarını da iyileştirdiği görülmüştür. Ayrıca şekerli içeceklerin, E vitamini kan seviyelerini düşürdüğü, böylece vücuttaki antioksidanların miktarını azalttığı da tespit edilmiştir. Kuşkusuz ki hücrenin oksidan-antioksidan statüsünün bozulmasının vücudun çeşitli hastalıklarına yol açacağı kesindir.

Yüksek yağlı diyet ve kanser arasındaki ilişki kesin değildir. Son dönemdeki epidemiyolojik çalışmalar diyette kullanılan yağlar ve kanser arasındaki belirli bir nedensel ilişkiyi açıklayamamıştır. Tümör hücrelerinin değişmiş enerji metabolizması ve substrat gereksinimlerinin, seçici antineoplastik tedavi için bir hedef sağladığı bulunmuştur. Bununla birlikte, düşük yağlı bir diyetin düşük karbonhidratlı ketojenik diyet ile etkisini karşılaştıran uygun kontrol gruplarıyla yapılan birkaç çalışma yayınlanmıştır. Bir çalışmada, düşük karbonhidrat ketojenik diyetinden 22 denek ve düşük yağ diyetinden 20 denek çalışmayı tamamladı. Her iki grup da enerji alımını başlangıç ​​seviyesinden yaklaşık 450 kcal azalttı. 6 ay boyunca şiddetli obez deneklerde yapılan bir başka çalışmada, düşük karbonhidrat içerikli ketojenik diyet grubundakiler, düşük yağlı diyet grubundan çok daha fazla kilo verdi.

Ketojenik Diyetin Obezite Üzerindeki Sonuçları

Ketojenik diyet, obez hastaların kilo vermesi için gereken doğal bir tedavi yöntemidir. Bu diyeti takip eden obez hastalarda, trigliserit, total kolesterol, LDL kolesterol ve glukoz düzeyinde çok anlamlı bir azalma ve HDL kolesterol düzeyinde ise oldukça olumlu bir artış yaşanmıştır. Bu tür hastalarda vücut ağırlığının azaltılmasında yaygın olarak kullanılan ilaçların yan etkileri, ketojenik diyet yapan hastalarda gözlenmemiştir. Bu nedenle bu sonuçlar, ketojenik diyetin nispeten uzun bir süre boyunca uygulanmasının güvenli olduğunu göstermektedir. Ketojenik diyet, aynı zamanda obeziteye katkıda bulunan vücuttaki iltihap seviyelerini de azaltabilir. Ayrıca iltihabı azaltmak, obezite ile ilişkili yaygın ağrı semptomlarını da giderir ve ağrı azaldığında ise yağın daha hızlı yanmasına yardımcı olan fiziksel aktivitenin artmasına neden olabilir. Ketojenik diyetin moleküler mekanizmalarını aydınlatan ileri çalışmalar halen devam etmektedir.


Benzer Yazılar