Ketojenik diyet & sağlık
Ketojenik Diyetin GLUT1 Eksikliği Sendromuna Etkileri

Ketojenik Diyetin GLUT1 Eksikliği Sendromuna Etkileri

GLUT1 ve Ketojenik diyet

Glukoz taşıyıcı 1 eksikliği sendromu olarak da bilinen GLUT1 eksikliği sendromu, çözünen taşıyıcı familya 2’nin baskın mutasyonundan, kolaylaştırılmış glukoz taşıyıcı elemanı geninin neden olduğu metabolik bir bozukluktur. Bu sendromun sonucu, azalmış beyin glukoz birikimi ve sonuçta ensefalopatidir. Glukoz, beyin için gerekli bir enerji kaynağıdır. Bununla birlikte glukoz, kutupsaldır ve kan ile beyin bariyeri boyunca yayılamaz. Hücreye girmek için zar boyunca belirli bir taşıyıcı vasıtasıyla taşınması gerekir. Bir glukoz taşıyıcı ailesinde, bir ana protein, kan ile beyin bariyeri boyunca glukoz taşır. Dinlenme durumundaki yetişkinler, tüm vücut glukozlarının yaklaşık %20’sini beyin metabolizması için kullanırlar. Çocuklarda beyindeki glukoz talebi, tüm vücut glukoz kullanımının %80’ine kadardır veya yetişkinlerde olduğundan üç ile dört kat daha fazladır. Glukoz talebi çok yüksek olduğu için gelişmekte olan beyine arzdaki herhangi bir azalma, çocukta beyin işlevini ve gelişimini önemli ölçüde azaltacaktır. Bu nedenle GLUT1 taşıyıcısının, glukozu büzme konusundaki eksikliği, beyinde enerji krizine yol açacak ve olumsuzlukla sonuçlanacaktır.

GLUT1 eksikliği sendromuyla doğan bebekler, normal büyüklükte bir kafaya sahip olabilir. Bununla birlikte, beyin hücrelerini düzgün şekilde besleyen glukoz eksikliği nedeniyle beynin büyümesi son derece yavaş olacaktır ve bu durum, mikrosefali, gelişimsel gecikmeler ve zihinsel yetersizlikle sonuçlanabilir. Tüm bunlarla beraber başka GLUT1 eksikliği sendromu belirtileri de bulunmaktadır. Bunlar arasında, spastisite, ataksi, konfüzyon, uyuşukluk, baş ağrısı, kontrol edilemeyen kas seğirmesi ve konuşma zorluğu gibi belirgin nörolojik sorunlar bulunur. Bu hastalığın klinik belirtileri değişkendir, ancak genellikle nöbetleri, hareket bozukluklarını ve bilişsel bozuklukları içerir. GLUT1 sendromu için mevcut olan altın standart tedavi yöntemi klasik ketojenik diyettir.  Ketojenik diyet terapisini uygulayan çocukların yaklaşık %50’sinde ciddi oranda düzelmeler olmuştur ve son kanıtlar aynı zamanda yetişkinlerde de benzer şekilde etkili olabileceğini göstermektedir. 1991’deki ilk GLUT1 sendromunun raporlarından bu yana klasik ketojenik diyet, sürekli olarak altta yatan hastalığın ve semptomlarının tedavisi için birincil yardımcı yöntem olarak tanımlanmıştır.

Ketojenik Diyetin GLUT1 Eksikliği Sendromu Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

Ketojenik diyet, GLUT1 eksikliği sendromu için oldukça etkili bir tedavi olma potansiyeline sahip olabilir, çünkü keton cisimleri, beynin başka sürdürülebilir bir enerji kaynağıdır. Ayrıca keton gövdeleri, hücre zarını geçmeye yardımcı olmak için GLUT1 taşıyıcı proteinine ihtiyaç duymazlar. Normalde ketonların, beyin tarafından kullanımı asgari düzeydedir. Ancak ketojenik diyette, keton cisimleri, beyin için yakıt olarak glukozun yerini alır. Keton gövdeleri daha sonra D-β-hidroksibutirat dehidrojenaz, asetoasetat-süksinil-CoA transferaz ve asetoasetil-CoA-tiolaz ile asetil-CoA’ya dönüştürülür ve daha sonra adenosin trifosfatın üretilmesine neden olan beyin mitokondri içinde Krebs döngüsüne girer. Eldeki bazı ön kanıtlar, ketojenik diyetin GLUT1 eksikliği sendromu olan kişilere yardımcı olacağını göstermektedir. GLUT1 eksikliği sendromu olan 3 aile üzerinde ketojenik diyetin etkisini görmek amaçlı bir deney çalışması yapıldı. Bu deneye göre hasta bireylerin nöbetlerinde ve semptomlarında büyük oranda düzelmeler meydana geldi. Farmasötik tedavi seçenekleri sınırlı olduğundan dolayı ketojenik diyet, GLUT1 eksikliği sendromu için birinci basamak tedavi olarak önerilmeye başlandı.

Bir başka deneysel çalışmaya ise dünya üzerinde birçok farklı GLUT1 eksikliği sendromuna sahip olan hastalar katıldı. Bu hastalara ketojenik diyet uygulanarak uzun süreli gözlem yapıldı ve sonuç oldukça başarılıydı. Hastaların birçoğu antikonvülsan kullanmadan bu başarıya ulaşabildi ve bu kontrol, yıllarca sürdürüldü. Dünya çapındaki birçok hastadan elde edilen bu sonuçlar, daha önce elde edilen tek merkezli sonuçlara benzemektedir. Hastaların %90’ında nöbet azalmaları oldu. Diyet tedavisine daha küçük yaşta başlayanlar ise genel olarak daha iyi sonuçlara sahipti. Erken tanı alan kişiler, diğer hastalara göre daha iyi sonuçlar elde etme eğilimindedirler. Bu güçlü bulgu, GLUT1 eksikliği sendromunun tedavisi ile ilgili önceki hipotezleri de doğrular ve diyet tedavisinin erken aşamada hızlı bir şekilde uygulanmasının bu hastalığın tedavisinde oldukça önemli olabileceğini göstermektedir. Tüm bunlarla beraber SLC2A1 geninin genetik taraması, bu hastalığın erken teşhisini hızlandırmaya yardımcı olarak daha erken diyet müdahalelerine sebep olabilir. Ek olarak erken başlangıçlı yokluk epilepsi sorununun ve diğerlerinin tanınması GLUT1 eksikliği sendromunun en önemli özelliği olan hareket bozukluklarını da erken bir şekilde tespit edilmesini sağlayabilir. Uzmanlar, triheptanoin kullanımı gibi alternatif tedaviler klinik araştırma altındayken tanı konulduktan sonra diyet tedavisinin uygulanmasının geciktirilmemesi gerektiğini kuvvetle önermektedir. Nöbetleri kötüleşen birkaç hastada yüksek oranda ketojenik diyetin yeniden başlatılması, önceki nöbet kontrolünü de hızlı bir şekilde sağlamıştır.

GLUT1 Eksikliği Sendromunda Uygulanabilecek Ketojenik Diyet Türleri Nelerdir?

Ketojenik diyet, uzun zincirli yağ asitleri (LCT) veya orta zincirli yağ asitlerine (MCT) dayalı olmak üzere 2 farklı türde incelenir. Klasik ketojenik diyet, genel olarak uygulanan bir tedavi şeklidir. Klasik ketojenik diyette yağlar, LCT’dir ve genellikle bunlar, standart olan yiyeceklerden sağlanır. Protein büyüme için gerekli olan en az miktar uygulanır ve KH’lar kısıtlanır. MCT’ler, dekanoik ve oktanoik asitler hücre içine çok daha kolay taşındıklar için LCT’lerden daha da ketojeniktirler. Bu ketojenik potansiyelleri sebebiyle MCT diyet türünde daha az yağ gereklidir ve böylece daha fazla protein ve KH eklenebilir. Son yıllarda yapılan çalışmalar bu diyet türleri arasında, tolerabilite ve etkinlik açısından önemli bir fark olmadığını kanıtlamıştır. Klasik ketojenik diyet, yağların proteinlerle beraber KH’lara gram olarak oranlama usulü hesaplanmasıyla uygulanır. En fazla kullanılan oranlar, 3 veya 4 gram yağa, 1 gram proteinle beraber KH olacak şekilde olandır (3:1 ya da 4:1). Bu enerjinin %90’ı kadarının yağlardan geldiğini ve %10’lık kısmının proteinle beraber karbonhidratlardan elde edildiğini gösterir. Kalori ihtiyacı ise yaşa göre %80 ile 90’ına kadar azaltılabilir. MCT türü diyette kalorinin %60 kadarı MCT’lerden elde edilir. Bu seviye MCT, bazı gastrointestinal sorunlara da yol açabilir. Bunlar arasında diyare, karın ağrısı ve kusma gibi problemler bulunur. LCT diyeti ise çok daha fazla konstipasyona yol açabilmektedir. Bunların yanı sıra MCT türleri, klasik ketojenik diyete eklenerek laksatif ve keton artışı etkilerinden faydalanabilir. Bu tedavi yöntemlerinin başlanması için hastane yatış, gıdaların içeriği ile porsiyonlarının tartılmasına gerek yoktur. Bütün öğünlerin hesaplanması işlemi diyetisyenlerin çok daha az zamanını alacaktır. Ancak, daha uyumlu bir aile ortamı gerekir. Sıvılar, protein ve kalori hesaplaması ile günlük tüketilecek yemek planı yapmak da daha kolaydır.

Ketojenik Diyetin GLUT1 Eksikliği Sendromu Hastalarında Kesilmesi

Ketojenik diyetin kesilmesi, hastaların diyete verdikleri yanıta göre değişir. Birçok kişi istemese de ketojenik diyet ilk 3 ay içerisinde etkili olmadıysa kesilmesi önerilir. Bu diyet etkiliyse hızla çalışır ve hastaların %85 ile 90’ında 2 hafta içerisinde yanıt verir. Bu diyetin etkisinin değerlendirmesi bile kısa sürede yapılır. Diyet başlangıcında ilk birkaç günde içerisinde semptomlar kötüleşirse bu diyet acilen kesilmelidir. Özellikle çocuklarda %50 oranında semptomlarda azalma varsa bu diyet 2 yıl boyunca kesilmemelidir. Belirti ve semptomlarda tam manasıyla düzelme varsa 6 ile 12 yıl boyunca bu diyet devam ettirilebilir.  

ref: Academia


Benzer Yazılar